Bohçamızda Neler Var? Kitap İncelemeleri

Duygular Hiçbir Şeydir, İmaj Her Şey: Nick Hornby’nin “Bir Erkek Hakkında” Romanı

“About A Boy" romanı aslında büyük ölçüde bir "erkeklik krizi" hikayesidir.

İngiliz yazar Nick Hornby’nin 1998 yılında çıkan romanı “About A Boy” (Bir Erkek Hakkında) 1993-1994 yıllarında Londra’da yaşayan Will adındaki kahraman etrafında şekillenmektedir. Will; 36 yaşında, bugüne kadar çalışmaya hiç ihtiyaç duymamış, ilişkilerinde dikiş tuttur(a)mamış bir adamdır. Bir tesadüf sonucu tanıştığı boşanmış, iki çocuk annesi Angie ile ilişkisi sonrasında bekar annelerle ilişki yaşamanın, ardından bu ilişkileri sonlandırmanın daha kolay olduğuna karar verir ve bağlanmayı gerektirmeyen, kolay ilişkiler yaşamak için 2 yaşında Ned isimli bir oğlu olduğu yalanını söyleyerek Boşanmış Anne Babalar Grubu (BAB) toplantılarına katılmaya başlar. Toplantılarda tanıştığı Suzie sayesinde yolu 12 yaşındaki Marcus’la kesişecektir. Marcus, ağır bir depresyon geçiren annesi Fiona’yla Cambridge’den Londra’ya yeni taşınmış, etrafına uyum sağlama konusunda oldukça zorlanan bir çocuktur. Annesinin intihara kalkışmasından sonra “iki”nin (iki kişi yaşamanın) çok küçük bir sayı olduğuna karar verip Will ile Fiona’nın birlikte olması fikrine sıcak bakmaya başlar. Her ne kadar bu isteğinden çok kısa süre içerisinde vazgeçecek olsa da Marcus, Will’i çoktan kendisine örnek alınacak bir “figür” olarak seçmiştir. Çünkü okuldaki diğer çocukların zorbalıklarına karşı Will’in kendisine vereceği pek çok tavsiye vardır. Kitap, bu hikaye etrafında şekillenirken Will de bir süre sonra Marcus’un varlığından rahatsız olmamaya başlar; üstelik bir yılbaşı partisinde tanıştığı, Marcus’un yaşlarında bir oğlu olan illüstratör Rachel’a aşık olur. Bütün bu aylar boyunca hem Will’in hayatı alıştığı “Issız Adam” halinden çıkacak, hem de Marcus’la arkadaşlığı sayesinde birlikte büyüyeceklerdir.

 “About A Boy” romanı aslında büyük ölçüde bir “erkeklik krizi” hikayesidir. Chris Weitz ve Paul Weitz’ın yönettiği, romandan uyarlanan 2002 tarihli aynı ismi taşıyan filmin giriş sahnesi de durumu özetler niteliktedir: John Donne’un “No man is an island.” dizeleriyle açılan sahne Will’in şu sözleriyle devam eder: “Hiç kimse bir ada değildir. Boş laf. Bana göre her insan bir adadır. Şimdi öyle olma zamanı. Çağımız, ada çağı. Yüzyıllar önce insan başkalarına bağımlı olmak zorundaydı. TV, CD, kablolu yayın yoktu. Şimdi kendinize küçük bir ada cenneti yaratabilirsiniz. Doğru donanım ve daha da önemlisi doğru bir tutumla İsveçli genç turistleri kendine çeken güneşli, tropik bir ada olabilirsiniz. Böyle bir ada olmak hoşuma gidiyor. Müthiş biri olduğumu düşünmek güzel. Ibiza olduğumu düşünmek güzel.” Will’in bahsettiği çağ, kapitalist düzen çağı, erkekliğinin merkezine oturan şeydir. Sorumluluk alabileceği her türlü ilişkiyi reddeden Will bencil, yüzeysel ve kendi başınadır.

Serpil Sancar’ın Erkeklik: İmkansız İktidar kitabının erkeklik çalışmalarına ilişkin tarihsel bir analiz sunduğu bölümünde Sancar, hegemonik erkeklik kavramı etrafında tartışmalara önemli katkılar sunan Jefferson’ın farklı bir soruna dikkat çektiğini ifade eder: Bir yanda “hegemonik erkeklik” tartışmaları yapılırken öte yanda modern dünyanın ciddi bir “erkeklik krizi” ile karşı karşıya olduğu tezi tartışılmaktadır. Bu durumun yarattığı çelişkiye dikkat çeken Jefferson’a göre, bir yanda Connell’in öncülük ettiği hegemonik erkeklik kavramını odak alan, hiyerarşik iktidar ilişkileri içinde, her tür erkekliği birbiriyle ilişkilendiren ve sistemli bir bütünlük olarak erkek egemenliğinin işlemesini açıklamaya çalışan bir hegemonik durum analizi vardır. Diğer yanda, başta Susan Faludi (1999) ve Mairtin Mac an Ghaill’in (1994) çarpıcı çalışmalarında vurgulamaya çalıştıkları gibi, “erkeklik krizi” analizi vardır. Bu erkeklik krizi analizine göre artık topluma yararlı bir şey üreterek kapitalizmin üretim süreçlerini sürdüren ve kamuyu şekillendirerek eril siyaset ve kamuoyu oluşturma tarzlarını üreten “egemen erkeklik değerleri” revaçta olmaktan çıkmıştır. Bunun yerine imgeler, reklam, süs ve tüketim kültürünün egemen olduğu bir erkek dünyasından bahsedilebilir. Küresel piyasalarda yeni-liberalizmin egemenliği çağında artık alt sınıf erkeklerin hayalinde tam gün bir iş sahibi olmak değil; şiddet, seks ve futboldan oluşan yeni bir erkek dünyası vardır. Artık babalardan öğrenilecek bir şey kalmamıştır; her erkek kendi erkekliğini kendi başına keşfedecek ve yeni baştan tanımlayacaktır. Çöküşün, güvensiz ve istikrarsız yaşamların egemen olduğu küresel kapitalist hegemonya çağında, ya da postmodern zamanlarda hangi hegemonik erkeklikten bahsedilebilir ki? Tersine, söz konusu olan bir erkeklik krizi’dir.”

Babalık dahi Will için kendisini görüntü açısından tamamlayabilecek “fotojenik bir fırsat”, sadece ve sadece imajının parçası olacak bir şeydir. Will’in bu hali aslında tam olarak Tony Jefferson’ın “Subordinating Hegemonic Masculunity” makalesinde atıfta bulunduğu Susan Faludi’nin “Stiffed: The Betrayal of the Modern Man” adlı eserinde bahsi geçen “süslü kültür”le ilgilidir. İmaj, cazibe, eğlence, alışveriş Will için her şeydir. Kendisi “güvenilmez ve duygusal açıdan az gelişmiş Will” olmakla övünürken çocuklu ve evli arkadaşlarını ziyaret etmek gibi zorunluluklar onun için sadece “anakara”ya yaptığı, her seferinde ada hayatında kendi işlerinin yöneticisi olmasının ne kadar doğru bir karar olduğunu hatırladığı küçük yolculuklardır. Bu süslü kültür, hikayenin her yanına sinmiştir. Will’in imajı onun için her şeydir ve çevresinde olup biten sorunlara çözümü de bu bağlam içinde gerçekleşir. Bir akşam üstü onu kovalayan bir grup oğlan çocuğundan kaçan Marcus’un Will’in evine sığınmasından sonra Will’in Marcus’u bu zorbalıktan koruma yöntemi Marcus’un “garip” giyim tarzını değiştirmek ve ona yeni moda ayakkabılar almak olacaktır.

Jefferson’ın “Subordinating Hegemonic Masculunity” isimli makalesinde bahsettiği çalışmalardan bir tanesi de Mairtin Mac an Ghaill’in çalışmasıdır. Çalışma, West Midlans’daki orta dereceli okullarda erkekliğin sosyal inşasını ve düzenlemesini konu edinir. Çalışma hem İngiltere’ye dair bir çalışma olmasından ötürü, hem de Marcus’un okulda yaşadığı zorbalıklardan ötürü değinilmesi gereken bir çalışmadır. Mac an Ghaill eğitim sisteminde bahsedilen 3R’nin (writing, reading, arithmetic) yetişkin erkekliğe geçerken 3F’e (fucking, fighting, football) dönüştüğünü öne sürer. 3R’den 3F’e geçiş bir nevi Marcus’un yaşamından Will’in yaşamına geçiştir.

Will’in kadınlarla ilişkisi de duygusallıktan tamamen uzaktır. Yaptığı her ayrılık konuşmasında kadınların ona ne kadar yüzeysel ve bencil olduğunu haykırması dahi onun için karikatürize edilmiş durumlardır. Seks, karşılıklı ego beslemesi ve belli bazı küçük sorumluluklar dışında bir kadından sıkılması için sinemaya geç gelmesi veya kablolu televizyonunun olmaması bile yeterlidir. Will’in Rachel’la tanışması ve ona aşık olması hikayenin seyrini anında değiştirir. Elbette ki bu değişim Will’in aşık olmadan önce birlikte olduğu kadınlara tavrına dair hiçbir pişmanlık ya da öz eleştiri sunmamasıyla hayal kırıklığına uğratsa da Will’in kendisine ilişkin pek çok sorgulamaya gitmesini sağlar. Bu sorgulama ilk olarak ve en çok kendisini iş hayatında gösterir. Zira kendisinin anlatacak bir şeye sahip olmamasının öncelikli sebebini bir işe sahip olmamasında görür. Will’i diğer erkek modellerinden ayrı kılan unsur var olmayan iş hayatıdır, ki bu da yukarda bahsi geçen iş hayatının arka plana atılıp “imaj çalışmaları”nın öne çıktığı kriz halinin bir örneğidir.  Babasının uzun yıllar önce yazdığı bir Noel şarkısının telifleriyle yaşayan, bu yüzden bugüne kadar çalışmaya hiç ihtiyaç duymayan Will, çocuk kitapları için illüstrasyonlar yapan ve “cüretkar, çekici, bohem, akıllı” olarak tanımladığı Rachel ile tanıştıktan sonra “kendini boşboğaz bir budala, koca bir sıfır, hayatta Bir Kelime Bir İşlem izleyip arabasında turlayarak Nirvana albümleri dinlemekten başka hiçbir şey yapmayan bir adam” olarak görmeye başlar.

Jefferson, makalesinin MacInnes’tan esinlendiği bölümünde bir sexual difference ve sexual genesis ayrımından söz eder. Bu ayrım iç dünyaya ilişkin bir ayrımdır. MacInnes, kendini bir başkasından ayırma, bireyleşme ve bu üretim sürecinde meydana gelen hassasiyet ve anksiyetenin evrensel olduğunu söyler. Jefferson da yola bu “kaçınılmaz telaşlı biyografi”den yola çıkar. Hepimizi bir ve tek yapan bu durum “Çağımız, ada çağı.” diyen Will’i de bir ve tek kılmıştır.

“Bir Erkek Hakkında” romanı günümüz koşullarında erkeklik çalışmalarının seyrini değiştiren, yapılan çalışmalara yeni bir yorum getirilmesini savunan “erkeklik krizi”ne ilişkin iyi bir örnektir. Günümüzde “erkeklik krizi”nin mevcut olduğunu dile getiren çalışmalar kapitalist koşulların varlığını, reklam/imaj/imgelerle bezeli hayatları, tüketim çılgınlığını merkezine koyar. Tüm bu koşullar içerisinde erkekler ve erkeklikler için bahsedilmesi gereken artık bir “hegemoni” değil; istikrarsız, kararsız, ne yapılması gerektiği bilinmeyen bir  “kriz” durumudur. “About A Boy” romanının kahramanı Will’in kendisine ve hayatına dair boşluğu doldurma tarzı tam olarak böyle bir kültürün ürünüdür. Romanda bu “mesele”nin aşk ile çözümlenmesi elbette ki hayali ve romantik bir durum ve gerçek hayat bundan ötesidir; ancak parçası olunan, bazı durumlarda olunması gereken yaşam tarzı yaşanan erkeklik krizinin her daim mütemmim cüzü olacaktır.

KAYNAKÇA

Hornby, Nick, 2005, 1 Erkek Hakkında, İstanbul, Sel Yayıncılık

Tony Jefferson, “Subordinating Hegemonic Masculinity”, Theoretical Criminology, 2002,

No.6

Akgül, Eşref, 2018, Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Erkeklik İnşası: Ezidi Kast Sisteminde Erkeklik

Sancar, Serpil, 2009, Erkeklik: İmkansız İktidar, İstanbul, Metis Yayınları

Duygular Hiçbir Şeydir, İmaj Her Şey: Nick Hornby’nin “Bir Erkek Hakkında” Romanı&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: