Sevgili Günlük

Based On a True Story

Yahu şimdi nereden başlayayım da neyi anlatayım? Hem o sabah o evden çıkıp gittiğimi söylesem nasıl yaralandığımı, kalbimin ne kadar kırık olduğunu anlayabilecek misiniz?

Günaydın Selma Hanım. Nasılsınız? Sağolun. İyiyim ben de. Yuvarlanıp gidiyoruz işte. Efendim? Moralim mi? Yoo, iyiyim. Aslında… Uzun uzun anlatmayayım şimdi. Mesai başlayacak hem. Sene sonu; bizim birim yoğun oluyor, biliyorsunuz. Aman kurcalamayın canım siz de! Hem ben onun için gelmedim. Şey diyecektim ben… Başınız… Efendim? Yahu şimdi nereden başlayayım da neyi anlatayım? Hem o sabah o evden çıkıp gittiğimi söylesem nasıl yaralandığımı, kalbimin ne kadar kırık olduğunu anlayabilecek misiniz? Alınmayın canım hemen! Anlarsınız tabii. Öyle demek istemedim… Ama bir daha kapısından içeri girmeyeceğime yeminler ede ede kapıyı kapattığımı söylesem “Bu yeminlere karnım tok benim Leyla Hanım. Bu kaçıncı?” diyeceksiniz. Derseniz deyin canım! Haklısınız. Ben de haklıyım. Ne kadar haklı olduğumu kanıtlamak için gelmedim ben buraya! İstesem kanıtlarım da… Yapmayacağım! Ben şey diyecektim… Ama bi dakka! Bi müsaade ederseniz… Kanıt mı? Derdim ki mesela “Evden çıkmadan yan yana duran diş fırçalarımıza baktım. Sonra benimkini attım gitti çöpe!” Böyle daha şiirsel oldu gidişim bence. Sizce? Ya da derdim ki “Yıllardır sevilmeyi dilendiğim o evden onu uyandırmamak için bir fare kadar sessizce çıktım ben.” Uyanırsa vazgeçmekten korktum çünkü, biliyorum. Derdim ki “Çok soğuk bir sabahın kör karanlığıydı.” Çok üşüdüm Selma Hanım. Vallahi, bak. Derdim ki “Bir kolumun altında saksıda bir zeytin ağacı, diğer elimde çantama sığdıramadığım pijamalarım vardı.” Sonra eklerdim: “Sokağı döner dönmez bir tinerciyle karşılaştım. O bile acıyıp geçip gitti yanımdan.” Oysa “Geç otur şöyle. Anlat, ne oldu?” dese otururdum Selma Hanım. Vallahi, bak. Parmakla gösterirdim evinin penceresini. “Orada yıllar boyu gözünün içine baka baka bekledim ben. Olmayınca olmuyormuş. Sevmedi beni tinerci kardeş.” der, anlatırdım. Anlatamadım. Anlatamayınca aldı beni bi ağlamak Selma Hanım. Ama ne ağlamak! Nasıl hikaye? Şiirsel! Haklıyım ama değil mi? Amaaaaan siz de sordukça sordunuz! Hem ben bunun için mi geldim? Başka bir şey söyleyecektim ben Selma Hanım. Şey diyecektim. “Kusura bakmayın.” diyecektim. Gelemedim baş sağlığına. Ama çok geç öğrendim. Vallahi, bak. İş yerinde herkes sizin için “O biraz delidir, bulaşmayın hiç…” diye birbirini uyarırken, “Bu Selma’nın da neden bekar kaldığı belli canım! Kim çeker bunca dırdırı?” sorusuna “Bi evlense rahatlar. Evlenemediği için böyle gergin ayol! Hahayyy!”  cevabı verenlere laf yetiştirmeye çalışırken biraz zaman kaybettim. Politik doğruculuk zaman alıyor tabii, hak verirsiniz. Vakti zamanında bir sevdiğiniz olduğunu, onu ne çok sevdiğinizi, hayaller kurduğunuzu, o hayallerin tam ortasında onun tak diye kalp krizinden ölüverdiğini… Çok geç öğrendim. Vallahi bak. Yerine kimseyi koymak istemeyip öyle bir başına 40 yıl geçirdiniz de bir akşam işten dönüp kilidi açarken evinizin kapısının önüne yığılıp kaldınız ya… Hah! İşte tam o akşam arkanızdan “iyi konuşulurken” öğrendim. Başınız sağ olsun. Bir de bir şey soracaktım Selma Hanım:

Geç otur şöyle. Anlat, ne oldu?

Based On a True Story&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: