Sevgili Günlük

Kendime Sorular

İnsanın yazabilmesi için, beynini ve yüreğini harfler aracılığı ile kelimelere dökerek cümleler oluşturabilmesi için yani, neye ihtiyacı vardır? Bir yazı aracı ve en nihayetinde onu kullanabilmesi için bir kağıda ihtiyacı yok mudur? Yoksa pek sıradan görünen bir yazı aracı ve kağıt yazacaklarını sıradanlaştırıcı ve belki de yazma isteğini tahrik edici bir unsur olmaktan çıkaracağı için şık bir kalem ve şık bir deftere mi ihtiyacı vardır?

Peki bu şık objeler yazma isteğini dürtsün diye kullanılıyorsa anlattıkları gerçekten anlamlı ve değerli midir? Yani nesnelere indirgenmiş metinler, aslında nedir ki?

Kişinin kendini yaşaması, kendine dair otosansür uygulamadan olduğu gibi, nasıl hissediyorsa, önünü arkasını düşünmeden, herhangi bir hesaba girişmeden yaşaması ne kadar olası. Peki bu durumda gerçekten insan toplumsal bir varlık mıdır, yoksa bu söylem zorlama bir biraradalığı mı dayatır? Toplumsal düşmanlıklar, kimlik üzerinden bir yok etme davranışına dönüşüyorsa, kişi kendini ve dolayısıyla kültürünü nasıl özgür ve otosansür uygulamadan yaşayabilir ki? Ve yine de her şeye karşın dünyayı özgür ve sakınmasız bir biçimde yaşamaya kalkışıyorsa ne çok tehlike ile bir arada… Aslında…

Zaman ve yaşamın kendi içinden çıkan deneyimler, kendini sakınmasını, her an kontrollü olmasını, insan denen canlının gerçekte bir canavar olduğu gerçeğini öğretiyorsa toplumsal bir varlık olma düsturu doğru mu?  

Büyük bir belirsizlik silsilesi önümüzde uzanıp giden zaman. Ve her biri kendi içinde küçük küçük düğümleri barındıran sorular. Hayat demek ki her seferinde yanıtlarını bulmak için çabaladığın, peşinde koştuğun, didindiğin sorular toplamı. Peki şimdi ne olacak? Ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız? Daha iyi bir gelecek için, o geleceğe ulaşmak için sarfedilen çaba, insanı insan yapan ve elbette “insanlıktan” çıkmadan.

Her dakika koşturup kovalamak hayatı, tutabilmek saçlarının en güzel buklesinden. Durağan bir hayatın güvenliği ve konforuna ulaşmak, ona sahip olabilmek için çırpınmak. Ve hep bir şekilde mücadele veriyor olmak. Yorucu elbet, yıpratan, çoğu zaman umutsuzluk denizinde boğulmaya yol açan. Adil olmayan bir dünyada adalet aramak gibi olsa da çoğu zaman. Yine onu aramanın, ona ulaşmanın, ulaşmaya çalışmanın, bazen yaklaştığını hissetmenin verdiği coşku. Ne kadar olabiliyorsa… Hep bir koşturma…

Gerçekten de var mı Tanrı’nın bir bildiği ve her olumsuzluk karşısında mırıldandığımız “hayırlısı olsun, vardır bunda da bir hayır” sözcükleri ne kadar gerçek, ne kadar doğru? İnsan başka türlü de tutunamıyor ki hayata, bakamıyor ki geleceğe güvenle. Öyle mi? Hep uçurumun kenarında olmak hissiyatıyla tutunmaya çalışıyorsun en yakınında duran bir ağaca, bir kayaya. Sırtından tutup, uçurumdan itmeye çalışanlara inat!  

Olasılıklar, olanaksızlıklar, umut ettiklerimiz, olmasını isteyip de ihtimal vermediklerimiz. Düşünceler, düşünceler, düşünceler…

Çoğu zaman düşünmenin ağırlığını da taşıyamaz hale geliyor insan. Sonucu alınmamış, ne olduğu, ne olacağı belli olmayan gelecek planları dahi plan olmaktan çıkıyor ve boşlukta sallanan düşünce balonları gibi her yanı kaplıyor. Sürekli bunlara çarparak kendine yol bulmaya çalışmak, karanlıkta el yordamıyla ilerlemeye çalışmak gibi bir şey.

Bir insanın kaç yüzü vardır? Bir insan yüzü kaç duruma göre, kaç kere şekil değiştirebilir? Maskelerden bahsediyorum elbet. İnsanın girdiği her ortama göre takındığı, yüz şeklinden. Sanırım bu sorunun yanıtı sonsuz kere olmalı. Yeteneğe göre değiştiğini de düşünecek olursak. Peki hangimiz en az maskeyle sürdürebilir gündelik yaşamını? Sanırım en yeteneksizler ve hayata her daim çocuk saflığıyla bakıp aynı saflıkla tutunmaya çalışanlar.

Bir de bence en iyi betimlemeci yazarlar, resim yapmayı da denemeli. Bir insan yüzünün kaç maske takabileceğini edebiyat kadar bütün sanat dalları da anlatabilir. Hani bu bir şekilde iplerimizi tutan ve yollarımızın önünde set olan muktedirlerimiz var ya, mesela, merak ettim bir an maskesiz hallerini…

Sorular bitmez, umut da bitmez elbet… İkisi de hiç bitmesin zaten!

Görsel: Dilek Metin Sert

Kendime Sorular&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: