Bizim Tarihimiz: KÇ'lilik Bohçamızda Neler Var?

Çiğdem Aydın Anısına, Kendi Kaleminden Anneannesi Hasnune

Aşağıdaki yazı, 06.11.2021 tarihinde kaybettiğimiz Sevgili Çiğdem Aydın anısına, anneannesi Hasnune Erol Kösemihaoğlu’nu anlattığı “Rahat Uyu Anneanne” isimli hikâyeden alınmıştır. Hikâyenin orijinali Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları lisansüstü programının ilk öğrencileri tarafından yazılan “Anneanne Sırlarını Eskitmiş Aynalar (Chiviyazıları, 2002) isimli kitapta yayınlanmıştır.

Aşağıdaki yazı, 06.11.2021 tarihinde kaybettiğimiz Sevgili Çiğdem Aydın anısına, anneannesi Hasnune Erol Kösemihaoğlu’nu anlattığı “Rahat Uyu Anneanne” isimli hikâyeden alınmıştır. Hikâyenin orijinali Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları lisansüstü programının ilk öğrencileri ve iki hocası tarafından yazılan “Anneanne Sırlarını Eskitmiş Aynalar (Chiviyazıları, 2002) isimli kitapta yayınlanmıştır.

“Hasnune Erol Kösemihaoğlu 23 Şubat 1911’de doğdu, Ağustos 1988’de öldü. Yetmiş yedi yıllık ömründe iki kere evlendi, üç çocuğu, yedi torunu ve bir torun çocuğu oldu. Piyano çalardı, Almanca ve İngilizce bilirdi, sinemaya gitmeyi ve Zeki Müren dinlemeyi çok severdi. Dikiş dikmek ve yemek yapmakta kimse eline su dökemezdi. Neşeli bir kadındı. Ve bana beş-altı ay önce ‘Anneannen nasıl bir kadındı?’ diye sorulduğunda anlatacaklarım bu kadardı.

Anneannemi kaybettiğimde 27 yaşındaydım, evliydim… Bir çocuğum ve kendimce çok önemli bulduğum sorunlarım vardı. Onun bir kadın olduğunun, bir hayat yaşamış olduğunun farkında değildim; o yalnızca bir anneanneydi işte. Birbirimizden maddi ve manevi olarak uzaktık. Ben Ankara’da yaşıyordum, o İstanbul’da; ben yıldızının hiç barışmadığı ‘ukala damadının’ kızıydım ve bu yetmiyormuş gibi ‘çulsuzun biriyle’ evlenmiştim. Ablam da ‘çulsuzun biriyle’ evlenmişti ama o ilk torun olduğu için, teyzemin oğlu Merih erkek torun, kızı Canan en küçük, Serpil’le Esra da dayımın kızları oldukları için seviliyorlardı. Yedinci torun, annemin ikinci evliliğinden olan küçük kardeşim Ayşegül’le ise zaten yakınlık kuracak kadar zamanı olmamıştı. Ama benim sevilmem için geçerli bir neden yoktu, bu nedenle beni kendisinin ve ailesinin dışında tuttu.

Birkaç ay öncesine kadar anneannemi düşündüğümde aklıma gelen tek şey, çocukluğum süresince onun onayını kazanmak için nasıl çaresizce uğraşıp didindiğimdi. 10 yaşındayken, kuzenim Merih’le birlikte onun evinde geçirdiğimiz bir yaz boyunca anneannemin beşinci kattaki evine su çıkmadığı için bodrumdan doldurduğumuz kovalarla ona su taşıdığımı hatırlıyorum. Anneannem Merih’in elindeki kovaları kapıdayken alırdı, bana ise elimdekini içeri kadar taşıyıp, suyu küvete boşaltmak düşerdi. Ama ne su taşımamı, ne yaptığım yemekleri, ne gittiğim okulu ne de eşimle çocuğumu beğendi.

Yakın ya da uzak akraba kızlarının hepsinin çeyizine, gelinliğine bir şekilde yardım ettiği halde, bir tek benim gelinliğimi dikmedi. Ben anneannem için ‘babasının kızıydım’ ve hep öyle kaldım.

Geçen yaz anneanne atölyesi gündeme geldiğinde ve yaptığımız ilk toplantıda şakayla söylediğim ‘anneannem onun hikâyesini yazma işinin bana kaldığını biliyorsa mezarında ters dönmüştür’ cümlesinin ardında işte bu soğuk, mesafeli ilişkimiz vardı. Yine de atölyeye katılmak istedim çünkü onunla hesaplaşmam bitmemişti. Neden bu kadar dışlandığımı çözememenin yanı sıra beni rahatsız eden bir şey daha vardı, anneannemin onayına neden bu kadar ihtiyaç duyuyordum? Onun hikâyesini yazma çabasının bu sorulara da cevap vereceğini umarak, ilk görüşmemi teyzemle yaptım. Sonra annemle, dayımla, kuzenlerimle, anneannemin yeğenleri, yeğen çocukları, damadı ve geliniyle konuştum. Bazılarını ben buldum, bazıları konuyu duyarak beni aradılar. Ve anlattılar, anlattılar… Ondan söz etmekten zevk aldıklarını fark ettim; onu konuşmak, onu anlatmak istiyorlardı. Hepsinin hayatına bir biçimde dokunmuştu, iz bırakmış ve etkilemişti. Başlangıçta beni şaşırtan bu durum, sonraları alışılmış, sıradan bir şey hâline geldi. Olur olmaz saatlerde çalan telefon, annemin ve ablamın İstanbul’dan, teyzemin Bodrum’dan, Merih’in Almanya’dan arayıp ‘Kâğıt kalemin var mı? Bunu not et, dün aklıma geldi, bir keresinde annemle/anneannemle ben…” diyen sesi hayatımın bir parçası oldu. Anneannemin hikâyesi biçimlendi, büyüdü, onu anlamama ve bir anlamda affetmeme yardımcı oldu (Aydın, 2002: 139-141).

(…)”[i]

Çiğdem Aydın, satırlarımızda ve kız kardeşliğimizde yaşayacak…

Görsel: “Hasnune anneanneden… Altın üstüne mercan yüzük kafesi…” Anneanne Sırlarını eskitmiş Aynalar (Chiviyazıları, 2002: 149)


[i] Çiğdem, Aydın. (2002). Rahat Uyu Anneanne. Anneanne Sırlarını Eskitmiş Aynalar içinde (s. 141-154). İstanbul, Chiviyazıları.

Yazar

Çiğdem Aydın Anısına, Kendi Kaleminden Anneannesi Hasnune&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: