Bohçamızda Neler Var? Sevgili Günlük

Bir Arada Kalmışlık Hikâyesi: Aynı Bedende Çatışan Oyun Bozan Feminist ve Anti Militarist Feminist

Bu hikâyenin arada kalmışlığı başlığından menkul: Anti militarizmin olduğu, olmaya, oldurulmaya çalışıldığı bir bedende varlık bulan çatışma. Ben nasıl hem öfkeli, sesini çıkaran, isyan eden hem de çatışmaları yaşatmayan, sürdürmeyen, sorunları çatışarak değil anlaşarak çözen bir feminist olacağım? Böyle olmak zorunda mıyım?

Bazen düşünmeden edemiyorum; bazı yaşanmışlıklar, travmalar gerçekten hayatımızın tamamına etki eden belirleyici şeyler mi yoksa bu travmaları küçük sorunların gerçek nedenlerine inmemek için birer kaçış noktası ya da bir araç olarak kullandığımız oluyor mu? Örneğin, başlıkta atıf yaptığım bir diğer şey, ortanca çocuğun çocukluğu boyunca sevilmediği, bir yere ait olmadığı yanılgısına, kayıp gibi hissetmesine sebep olan arada kalmışlık sendromu bugün 27 yaşında olan benim için hayatımdaki çelişkilerin gerçek sebebini sorgulamaktan kaçınıp “Ben ortanca çocuğum, hayatım arada kalmışlık üzerine kurulu” kolay cevabına sığınmama mı sebep oluyor? Hem de bugün iki kız kardeşle büyümüş olmanın iki yakın arkadaşla büyümüş olmakla aynı şey olduğunun farkında olduğum halde…

Karanlıktan korkuyorum ama aydınlıkta uyuyamıyorum. Siyah giyinmenin en şık giyim tarzı olduğunu düşünüyorum ama dolabım çiçekli böcekli elbiselerle dolu. Spotify tekrar tekrar listemde Özlem Taner “Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber” ile Lady Gaga “Love Game” art arda geliyor. Her gün görüşmek istediğim, sevdiğim bir sürü arkadaşım var ama yalnız vakit geçirmeyi daha çok seviyorum. Bunlar bu yazıyı yazarken aklıma gelen birkaç yüzeysel örnek. Beni bu yazıyı yazmaya teşvik eden en önemli arada kalmışlığım ise feminizm anlayışımın bir yandan tüm militarist şeyleri; çatışmayı, kavgayı, öfkeyi, yıkıcılığı bedenimin, zihnimin, günlük hayatımın dışında bırakmamı söylerken diğer bir yandan ise Sara Ahmed’in oyun bozan[i] feministinden öğrendiklerimizle sesimi çıkarmayı, yanlış olanı söylemeyi, haklı öfkeyi, inatla (ki inat bile bir yerde kendimden götürdüğü, yorduğu için militarist bir şey sayılabilir) mücadele etmeyi söylemesi.

Sınırların Dışını Fark Edebilmek

Bir bedende yaşatmaya çalıştığım bu feminist yönlerimin nerelerden, hangi kanallardan geldiğini ifade etmem gerekiyor belki. Ben feminizmin deneyimler üzerine kurulu olduğunu düşünenlerdenim. Deneyimlerim bana çizilmiş sınırların aşılabilir olduğunu gösterdiyse eğer, ben o sınırların yapay sınırlar olduğunu fark etmiş, olasılığın bilincine varmışsam[ii], benim feminizmim orada doğmuş demektir. Bu deneyimler, başka yaşanmışlık ve deneyimlerden geçen başka feministler için “eril” sayılacak olsa bile… Özcesi, benim feminizm anlayışım, hayatına çizilmiş sınırların dışını fark edebilmekle ilgili.

Bu kadar fazla “sınır” demiş olmak bile bir yerde militarist değil mi? Fakat gelmek istediğim nokta, feminizmlerin deneyimler üzerinden kurulmuş olduğunu düşündüğüm için, ne kadar kadın varsa o kadar feminizm olduğu. Benim feminizmim ise, feminizm üzerine okumaya başladığım ilk zamanlardan beri iki farklı uçtan yeşeriyor. İlk olarak, erilliğin sürdürülmesine sebep olan tüm kurumlardan kaçınmak gibi. Benim için bu kurumların başında militarizm geliyor. Militarizm ya da anti militarizm derken yalnızca savaşlardan, cephelerden, askerlerden bahsetmiyorum tabii. Günlük hayatta karşımıza çıkan tüm çatışma biçimlerinden bahsediyorum. Anlaşmazlıkları yapıcı bir şekilde çözmeye çalışmaktan, dili dişilleştirmekten, ilişkileri yataylaştırmaktan, gerginliği azaltmaktan bahsediyorum. Kulağa Ayşecik’in “Hayat Sevince Güzel” şarkısına giden bir yerden konuşuyor gibi gelebilirim. Fakat bahsetmeye çalıştığım şey yapıcılık. Bunu yaparken de kadınların her zaman çatışmadan kaçacağı, kavganın erkek işi olduğu özcü bir görüşten uzak durmaya gayret ediyorum, düşüncemin kendisi de buradan gelmiyor. Eğer tüm ideolojiler, tüm benimsenmişlikler, tüm tavırlar bir yerde hayatla baş etme şeklimizse, ki bence öyle, benim hayatla baş etme yöntemlerimden biri de zaten yeterince zor olan gündelik hayatı ve gündelik sorunları daha yapıcı şekillerde çözmek.  

Feminizme Dahil Farkındalıklar

Feminizm bir farkındalıktan mı doğuyor yoksa bir farkındalığı beraberinde mi getiriyor bilmiyorum. Belki ikisi birden. Fakat öyle ya da böyle farkındalıkların feminizme dahil olduğu ortada. Hayata bilerek ya da bilmeyerek toplumsal cinsiyet merceği ile bakıyor olmanın sağladığı bu farkındalık gündelik hayatın her anında var olan eşitsizlikleri görünüyor kılıyor. Feminizmimin yeşerdiği ikinci yer olan oyun bozan feministin inatla, anlaşılıncaya kadar bu eşitsizliklere karşı çıkması, bunların neden yanlış olduğunu anlatması gerekir. “Eşitsizlikler böyle böyle dönüşecek” diyor Sara Ahmed. Peki ben gün içinde kaç kere bu açıklamaları yapacağım durumlarla karşılaşıyorum? Hepsine karşı çıkacak kadar tahammülüm, bu kadar enerjim var mı? Eğer ben bir kere gördüğüm tüm eşitsizliklere karşı çıkmaya, insanlara bunların neden yanlış oluğunu anlatmaya, insanlarda toplumsal cinsiyet farkındalığı oluşturmaya çalışmaya başlarsam tüm günüm sadece etrafımdaki herkesle bu konuşmaları yaparak geçecek. Asıl üzücü olan, günün sonunda anlaşılmamış ve yalnız hissedecek olmam. Hepimizin mutlaka yapmış olduğu kaç böyle konuşmanın insanların alaycı ve umursamaz gülüşleriyle bastırılmaya çalışıldığını düşünürsek, neden böyle hissedeceğimi düşündüğümü daha iyi anlayabiliriz sanıyorum.

Peki ben gündelik hayatta öfkemi tetikleyen bu kadar çok şeye karşı oyun bozan feministi konuşturacak olursam anti militarist feministim nasıl hayatta kalacak? Tüm bunları öfkelenerek mi çözmek zorundayım, hayır. Fakat bir düşünün, mesele feminist olsun olmasın, gün içinde öfkemizi tetikleyecek kaç küçük ayrıntıyla karşılaşıyoruz? Hepsine karşı yapıcı ve tahammüllü nasıl olabilirim? Olmak zorunda mıyım, hayır. Belki de henüz feminizm anlayışım kendi yolunu bulamadı. Belki de öfkeli bir insanım ama sırf kendimi bana iyi geleceğini düşündüğüm bir anlayışa, anti militarist bir feminizme uydurmak için kendime yabancılaşıyorum. Belki de ben oyun bozan feminist değilimdir, sadece Sara Ahmed’i çok sevmişimdir. Bu soruların çok büyük bir kısmının cevabını henüz bilmiyorum. Belki zaman içinde bu soruların cevabını bulur ve kendime iyi gelen bir anlayış geliştiririm. Belki de çocukluğumdan kalan arada kalmışlık sendromumun arkasına sığınarak oyun bozan feminist ile anti militarist feministi içimde yaşatmaya devam ederim.


[i] Ahmed, S. (2017). Feminist Bir Yaşam Sürmek, s. 339-374. (B. S. Aydaş, Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık

[ii] Ahmed, S. (2017). Feminist Bir Yaşam Sürmek, s. 72. (B. S. Aydaş, Çev.) İstanbul: Sel Yayıncılık

Görsel: Sandra Klein

Bir Arada Kalmışlık Hikâyesi: Aynı Bedende Çatışan Oyun Bozan Feminist ve Anti Militarist Feminist&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: