Bohçamızda Neler Var? Kitap İncelemeleri

Türkiye’de Kürtaj AKP ve Biyopolitika

  “Kadınlar için istenmeyen, çoğunlukla acı dolu, sarsıcı, tehlikeli, bazen yasadışı ve potansiyel olarak yaşamı tehdit edici bir olgu olan kürtaj, yine de, önceden korunmaktan daha az maliyetli gibi geliyorsa, cinselliğin özgür olduğu söylenemez. Bununla birlikte, kürtaj politikasına hiçbir zaman açıkça kadının nasıl gebe kaldığı kapsamında, yani toplumsal cinsiyet eşitsizliği koşullarındaki cinsel ilişkinin bir sonucu olarak, yani bir zorla cinsellik sorunu olarak yaklaşılmamıştır[1].”

 

Türkiyede Kürtaj’da kürtajın biyopolitik karşılığını ve biyopolitika ile ilişkisini sorgulayan Sedef Erkmen, yönetimler değişse de kürtajın kadın bedenini ve cinselliğini denetlemenin bir aygıtı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Öte yandan, politikacıların kürtaja ilişkin tutumunun ve söylemlerinin, her dönemde, nüfus politikaları ile paralel bir seyir izlediğini ortaya koyuyor. Bu doğrultuda, kürtajın nüfus politikalarını tatbik etmenin önemli enstrümanlarından biri olduğuna işaret ediyor. Sözgelimi 1983 sonrası kürtajın yasallaşmasıyla politikacıların fazla nüfusun çevreye ve ülke ekonomisine zararlarına değinmeye başladıkları ve nüfus planlamasını olumlayan din bilginlerinin ve İslami uygulamaların altını çizdiğine yer veriyor. Dünya üzerinden örneklerle kürtaja ilişkin uygulamaların ayrıntılandırıldığı kitapta, Türkiye’de kürtajın kronolojik seyrine ilişkin detaylı bir okuma yapma imkânı da bulunuyor. Kürtaja ilişkin düzenlemelerle birlikte dönemin nüfus politikalarına da yer verilerek uygulamanın kimlerin yaşamının değerli olup kimlerin olmasa da olur (öjeni) ekseninde değerlendirildiği ileri sürülüyor. Politikacıların, dönemin nüfus politikasına uygun düşecek, söylemlerine de yer veren Erkmen, bunların muhtelif anlamlarını da sorguluyor.

Kitapta feminist hareket içerisinde yer alan farklı isimlerin kürtaja yönelik tutumuna ve değerlendirmelerine de geniş yer verilerek akademik bağlamda kürtajın nasıl bir hak olduğu, hak olup olmadığı üzerinde etraflıca düşünmenin imkânları sorgulanıyor. Bir süredir feminist gündemde kürtajın “hak” olarak savunulması sorunlu bulunarak farklı yaklaşımlar geliştirilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Türkiyeli feministlerin bir kısmının da dâhil olduğu bu görüşün temelinde, kürtajın hak ekseninde savunulması halinde kürtaj karşıtlarının “yaşam hakkı” argümanı üzerinden konuya itirazlarını dile getirmesi yer alıyor. Böylelikle anne ile bebek, hakları birbiriyle çatışan varlıklarmış gibi karşı karşıya getiriliyor ve yaşam hakkı, haklar hiyerarşisinin en üst basamağında yer aldığından, kadınlar baştan kaybetmeye yazgılı oldukları bir tartışmanın içinde yer almış oluyor. Burada geniş bir parantez açan Erkmen, “kürtajın ne şekilde ve/veya nasıl adlandırıldığı bir tarafa bırakılarak çok daha hayati bir mesele olarak kavranması[2]” gerekliliğine işaret ediyor.

Türkiye’de Kürtajın Tarihi

Türkiye’de kürtajın yasallaşmasının üç aşamalı olarak gerçekleştiği görülür.[3] İlki 1923-1965 yılları arasındaki “yasak dönemi”dir. Bu dönemde hem kürtaj hem de gebeliği önleyici alet ve ilaçların kullanılması yasaktır. İkincisi 1965-1983 yıllarına tekabül eden “geçiş dönemi”dir. Bu dönemde de kürtaj yasaktır, ancak gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılması serbest bırakılmıştır. Üçüncüsü ise 1983’ten günümüze kadar uzanan süreci kapsamaktadır. Hem kürtaj hem de gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılması serbest bırakılmıştır. Ancak 2012 yılında Başbakan Erdoğan’ın “Kürtaj cinayettir. Her kürtaj bir Uludere’dir,” çıkışının ardından (özellikle) devlet hastanelerinde işletilmekte olan de facto/fiili yasağa dikkat çeken Erkmen’in dördüncü bir başlık açarak konuyu bütüncül bir yaklaşımla ele aldığını belirtmek gerekiyor. Bu tarihten sonra (özellikle devlet hastanelerinde) bürokratik engeller yoluyla yasal sürelerin aşılması, doktorların fişlenme korkusu ve kürtaj sonrası meydana gelebilecek olası bir fiziksel zararın sigorta temini kapsamında sayılmaması nedeniyle uygulamaya yanaşmaması ve (yasaya rağmen) hastane yönetimlerinin anne ve/veya bebeğin hayatının tehlikede olduğu durumlar haricinde kürtaj yapılmayacağı yönündeki tavrı nedeniyle isteğe bağlı kürtajın engellendiği biliniyor.

Feminist Ajandada Kürtaj

2012 yılındaki Uludere göndermesine kadar feminist gündemde de kürtaja yeterince yer verilmediğinin ve mevcut söylemlerin politik bir zemine oturtulmadığının altını çizen Erkmen, 1980’lerden 2000’lere dek feminist literatürü tarayarak kürtajın nasıl ve ne sıklıkta ele alındığını örneklendiriyor. Sınırlı sayıdaki çalışmanın daha çok dünya üzerindeki kürtaj uygulamaları ve kürtaja yönelik tutuma ilişkin olduğu görülür. Ancak Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir,” söyleminin ardından kürtaj Türkiye’de feminist gündemin üst sıralarına yükselmiştir. Böylelikle hem pek çok ilde eşzamanlı düzenlenen eylemlerle Uludere söylemine yönelik itirazlar hem de mevcut yasadaki eksikliklere değinilerek kadınların kürtaj düzenlemesine ilişkin talepleri dile getirilmiştir. Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu aracılığıyla dile getirilen talepler arasında kontraseptif yöntemlerin yaygınlaştırılması; yasal, ücretsiz, erişilebilir kürtaj hakkının tanınması; kürtajın yasal sınırının on haftadan on iki haftaya, tecavüz durumunda bu sürenin yirmi dört haftaya çıkarılması; (yine) tecavüz durumunda kadının beyanının esas alınması; erkeklere yönelik korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması; eş izninin yasadan çıkarılması gibi başlıkların bulunduğu görülür.

Türkiye’de Kürtaj, Karabük Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Bölümü’nde doktor araştırma görevlisi unvanıyla çalışmalarını sürdüren Sedef Erkmen’in 2019 yılında Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’ndeki doktora çalışmasının genişletilmiş formu olma özelliği taşıyor. Öte yandan giriş kısmında da konu edildiği gibi, kurucu ve gözetici bir figür olarak iktidar yapılanmasının, kadın bedeni üzerindeki tüm yetki ve tasarrufunu ortaya koyan kürtaj uygulaması üzerinden nasıl hayata geçirildiğine işaret ediyor. Erkmen, kürtaja ilişkin mevcut tutumun, AKP Dönemi’nde izlenen bütüncül siyasetin bir uzantısı olduğunu ve kürtajın “makbul kadınlık” imgesinin inşasında rol oynayan önemli bir etmen olduğunun altını çiziyor. Erdoğan tarafından yeni evli çiftlere yönelik üç çocuk (zamanla beş çocuk) tavsiyesinin her fırsatta yinelenmesi, Kadından Sorumlu Bakanlık’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na devşirilmesi, doğum kontrol yöntemlerine ve kürtaja erişimin zorlaştırılması, sezaryen doğumların azaltılmasına yönelik pratiklerin hayata geçirilmesi ve anne sütünün mucizevi faydalarına yönelik içeriğe maruziyetin arttırılması gibi başlıkların bu bütüncül siyasete işaret ettiğini söyleyen Erkmen, mevcudiyetini koru(n)ma stratejisi üzerine temellendiren iktidar aygıtının kimleri, hangi şartlar altında bundan faydalandıracağına da işaret eder. Okuru mahremiyet butonu, medikal kürtaj, vicdani ret kavramlarıyla tanıştıran Türkiye’de Kürtaj, sağlık sisteminde gerçekleştirilen dönüşümle kürtaja erişimde yaşanan tüm zorluklara ve açmazlara da değiniyor. Hem alan araştırmacılarının hem meraklısının kitaplığında bulunması gereken, tekrar tekrar ve çokça altı çizilerek okunabilecek Türkiye’de Kürtaj, bugüne kadar kürtaja yönelik en bütüncül ve geniş kapsamlı içeriğe sahip yerli kaynak olma özelliğini de taşıyor.

[1] Catherine A. MacKinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru, (Çev. T. Yöney, S. Yücesoy), Metis Yayınları, 2015, s. 215.
[2] 15 Nisan 2021 tarihli “Her Yönüyle: İsteyerek Gebelik Sonlandırma Webinarı” konuşmacılarından Dr. Araştırma Görevlisi Sedef Erkmen’in kendisine yöneltilen soruya ithafen yaptığı değerlendirmeden.
[3] Yazının tamamı için bkz: https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/138672-pirt-pirt-dogurmak-tan-bugune (21.09.2021).

Türkiye’de Kürtaj AKP ve Biyopolitika&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: