Mevcut olan dışında bir gerçekliğin cesurca kabulü, bilinmeyen bir diyara yolculuğun yalnızlığını taşır. Bu diyara inanmak için mucizeler bekleyen bir peygamber gibi, somut bir dışavurum aradım. Ancak benim ve diğerlerinin beklediği müjde, deneyimlediğimiz tüm talihsizliklerdi, birbirimize dokunmadan fark edemediğimiz. Üstelik doğduğum topraklarda gördüğüm ve işittiğim dışında bir gerçekliğin keşfi için tüm kanallar bertaraf edilmişti. Bu nedenle benim tek gerçeğim, onlar gibi olmam beklenen diğer kadınlardı. Zaten ötekileri de hiç tanıyamadım. Özellikle de babamı, doğumumun utancıyla toza dumana bulanmış olsa gerek.

Annem bir kere doğurdu da beni, babam dokuz doğurdu beklerken. Matematiğim yetmez hesaplamaya ama ne yapar dokuz çarpı beş ?

Peki ya annem? Annemin çaresizliğinden başka çaresi yoktu, bir oğlan doğurana dek. Bir şeref madalyası gibi sol memesinin altındaki çukura yamadı onu. Öyle inandı ki o boşluğun onun varlığıyla dolduğuna, bir tamlık edasıyla eksilerek yürüdü her adımı, farkında olmadan.

Biz, geride kalanlar olarak, yani beş kız kardeş o bütünlüğün altında ezildik, boşluğun çukurunda yutulduk. Varlığımız unutuldu, imgemiz asla.

Ergin oldun habercisi bir tokat bağlayana dek sol yüzük parmağımı ben de haykırmak isterdim varlığımı, bir tokat gibi çarparcasına.

Var oluşumun tek habercisi sol yüzük parmağım ve yokluğu avutan dokuz kere beş, büyümemi hasretle bekleyen beş çocuk ve sol göğsündeki yama ile mağrur, avucunda bir çocukluk, hasretle beklediğim annem.

Ancak bu coğrafyanın topraklarında çocuk, her tam biraz yitiktir ve her zafer biraz yenik.

Görsel: Gerard Dillon (1916-1971) – GIRL ON BEACH

Eşe&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: