Gündem

Bir Yürüyüş, Bir Varil, Bir Cümle

03.08.2021

Normal bir güne uyandığımı düşünüyordum. Her sabah olduğu gibi biraz kendime geldikten sonra telefonu elime alıp ne var ne yok diye bakayım dedim. Hem yapmaktan nefret ettiğim hem de yapmadan duramadığım bir teknoloji çağı alışkanlığı işte. Twitter’ı açarken bir yandan da kim bilir kaçıncı kez bundan sonra telefonu yatak odasına getirmeyeceğimi söylüyordum kendime. Twitter’ı yeniledim; bitmeyen yangınlar, ölen hayvanlar, Azra’nın fotoğrafı, yangına su taşıyan insanlar, Azra’nın fotoğrafı, yangında evlerini kaybedenler, Azra’nın fotoğrafı… Üçüncü görüşümde fark ettim kayıp ilanı olmadığını. Bu sabah Azra’nın fotoğrafının yanında “Bu bir kadın cinayetidir.” yazıyordu. Kayıp ilanını gördüğümde ilk aklıma gelen şey her ne olmuş olursa olsun canının yanmamış olmasını dilemekti. Bir yerlerde canlı bulunacağını hayal bile edememiştim. Ya Gülistan gibi hiç bulunamayacaktı ya da anıtsayaca bir isim daha eklenecekti. Umudumuz da yok olmuştu, en çok buna öfkelenmiştim. Ve haklıydım işte. Canının yanmaması dileğim bile gerçekleşmemişti. Yataktan çıkamadım bir süre. Kim bilir kaçıncı kez adını daha önce duymadığım bir kadına ağladım. Haberin ayrıntılarına baktıkça “İnsan böyle bir şeyi nasıl yapar, nasıl?!” diye inanamadım. Her gün selam verdiğimiz insanlar nasıl banyosunda bir bedeni beş parçaya bölebilir? Nasıl bir siyasi düşünce, nasıl bir politik amaç tüm bu vahşeti teşvik ediyor olabilir? Kulağımda çınladı artık duymaktan nefret ettiğimiz o sesin birkaç saate her kanalda söyleyeceği “Azra kızımızın ölümü, bu münferit olay hepimizi derinden üzdü.” cümlesi. Münferit olay! Azra kızımız! Hayır ne bu olay münferitti ne de sen Azra’nın, hiçbir kadının ismini anmalıydın. Saatler geçti, yeterince öfkelenememeye öfkelendim. Birazdan günlük hayatıma devam edecek olmama öfkelendim. Hayatın durmamasına, kimsenin hiçbir şey yapmayacak olmasına öfkelendim. Ölen öldüğüyle, ailesi acısıyla, birkaç kadın gözaltına alındığıyla kalacaktı.

Evden çıktım. Hayat normal devam ediyordu. Cadde boyunca yürürken birkaç tanıdıkla karşılaştım. Neyim mi var, ne olsun ya iyi uyuyamadım. Biraz yorgunum. Ya bu aralar shiftim çok yoğun bunaldım işte.

Neyim olacaktı ki? Bir kadın daha katledildi, kimsenin umurunda değil de ona üzülüyorum. Ben de böyle mi öldürüleceğim diye korkuyorum. Sonra bu korkum canımı sıkıyor, bencil misin sen diyorum. Bak Azra yok artık, sen kendin için mi korkuyorsun. Zaten kork diye kimse bir şey yapmıyor aptal mısın sen diyorum. Kork ki sokağa çıkma, kork ki etek giyme, kork ki sevgilin olmasın, kork ki barlara gitme, kork ki onların istediği gibi bir “kadın” ol sadece. Tüm bunlara rağmen sen de hâlâ korkuyorsun öyle mi? Aferin sana.

Bir ara sokağa dönüyorum daha az tanıdıkla karşılaşmak için. Neyse ki maske var da insanlar sıktığım dişlerimi görmüyorlar. Yürümek bir yandan iyi geliyor, bir yandan iyi gelmesin istiyorum. İyi gelecek de ne olacak? Kafamı toplayıp hiçbir şey olmamış gibi günüme devam mı edeceğim? Derken bir barın önünde duran yeşil bir varil görüyorum. Bir bira markasına ait, dekor olsun diye kaldırım önüne atılmış üstünde bardak altlıkları ve kokuşmuş bir küllük olan koyu yeşil bir varil. Ama variller artık bana ne birayı, ne barları, ne de başka bir şeyi hatırlatıyor. Varil gördüğümde aklıma gelen tek şey Pınar’ın bedeninin bunlardan birinin içinde yakılmış olması. Geçen sene tam da bugünlerde bütün ülke Pınar için ağlıyorduk güya. Ne oldu? Hiçbir şey. Daha birkaç hafta önce katil Cemal Metin Avcı, duruşmada “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırıldığı iyi oldu.” dedi. Pınar kızlarının (!) ölümüne derinden üzülenlerin kaldırdığı İstanbul Sözleşmesi hani. Cinayeti itiraf etmiş olan bir katilin kaldırılmasına sevindiği İstanbul Sözleşmesi.

Bir süre varile bakakalıyorum Pınar’ı düşünerek. Sonra varilin üzerinde yazan o haykırışı fark ediyorum:

#ölmekistemiyorum

Bunu okur okumaz arkasından kulaklarımda yankılanıyor: “Anne! Anne ne olur ölme!”

Pınar’dan bir sene önce yine tüm ülke ağladığımız Emine Bulut’un haykırışı, Pınar’ın bedeninin yakıldığı varillerden birinin üzerinde Azra’nın bedeninin bulunduğu gün gözüme çarpıyordu. Bu üç münferit (!) olay bir günde arka arkaya nasıl gelmişti böyle!

Olaylar münferit değildi. Bu ülkede kadınlarla ilgili yapılan, söylenen hiçbir şey tesadüfi ya da münferit değildi. Saldırı bir yaşam biçimineydi; her saldırı bir kadına değil bu ülkede yaşayan binlerce kadın ve kız çocuğunaydı. Korkuyor muyduk, evet, belki hepimiz. Gece sokakta yürürken, taksiye binerken, evde yalnız kalırken korkuyorduk. Ama korkunun kazanmasına izin veriyor muyduk, hayır. Canları uğruna hayatlarını yaşamak için direnen, mücadele eden yüzlerce kadın var bu ülkede. Hüznümüz isyan, hüznümüz inat olacak; tüm kadınlara korkunun ne olduğunu unutturana dek.

Bir Yürüyüş, Bir Varil, Bir Cümle&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: