Film İncelemeleri

Sevgiyi Boş Ver Sabiha, Neşemiz Eksik Kalmasın!

Yetmeyen sevgi değildi, fazla gelen erkeklikti. Sevgiyi boş ver Sabiha, neşemiz eksik kalmasın!

“Pavyon kadınlarını” sürekli yuva yıkan, erkekleri sefil eden, femme fatale kadınlar olarak gördüğümüz stereotyping’di yanlış olan.

Vesikalı Yarim, başrollerini Türkan Şoray (Sabiha) ve İzzat Günay’ın (Halil) paylaştığı 1968 yapımı bir Lütfi Ömer Akad filmi. Filmi izlememiş olanlar bile filmde Sabiha’dan duyduğumuz, kavuşamayan aşklarına sebep olan şeyin bir nevi “kader” olduğu imasını taşıyan “Sevgi de yetmiyormuş, çok önceden karşılaşacaktık.” repliğine mutlaka aşinadır. Peki kader midir Sabiha ve Halil’in aşkına engel olan, hiç sanmıyorum. Bu yazıda hem filmde masum gösterilmeye çalışılmış ama karakterini Al Yazmalım’ın İlyas’ı ya da Aşk-ı Memnu’nun Behlül’ünden yakınen tanıdığımız Halil’i hem de yönetmen Lütfi Ömer Akad’ın erkeklik savunusu ele alınacaktır. Bunun yanında genel olarak Halil’in evinden çıkması ve evine dönmesi çemberinde incelenen bu film, Sabiha’nın filmin başındaki neşeli hâli ve filmin sonundaki neşesini yitirmiş hâli çemberine oturtulacaktır.

Film, babasıyla birlikte Kocamustafapaşa’da küçük bir manav dükkânı işleten Halil ve arkadaşlarının atlı sebze arabasındaki rutin bir sabahıyla başlar. Dört arkadaş akşama meyhaneye gitmek üzere anlaşırlar. Fakat bu sefer Ayı Rıfat’ın meyhanesine değil, gözleri gönülleri açılsın diye, Beyoğlu’na gideceklerdir.

Meyhaneye gittiklerinde, her hallerinden Halil’den daha fırlama oldukları belli olan arkadaşları, daha ilk kadehleri bitmeden “çapkınlık” yapmaya çıkarak “efendi erkeğimiz” Halil’i meyhanede yalnız bırakırlar. Halil’de içkisini içecek ve sonrasında her “efendi erkeğin” yapacağı gibi evine gidecektir. Fakat bir anda masasının başında belirip (Görsel 1) “Bir sigara içebilir miyim?” diye soran Sabiha, bu planı değiştirir. Halil ve Sabiha o geceyi birlikte sabahlayarak geçirirler ve sonrasında Yeşilçam filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bir öykü başlar. “Efendi erkek” ve (Sabiha’nın kendi deyimiyle) düşmüş kadın birbirlerine âşık olur. Sabiha meyhanede çalışmayı bırakır, evinin kadını olur. Halil bir iki kasa portakal alarak babasından ayrı çalışmaya başlar ve Sabiha’ya taşınır. Sabiha’nın meyhaneden arkadaşı Müjgan ona aptallık ettiğini[1] bir adam uğruna işini bırakmaması gerektiğini, para biriktirip hem kendisine bir kat alacak hem de geleceğini kurtaracak gençlik ve güzellikte olduğunu söyler. Meyhanedeki patronları Sabiha’ya işe dönmesi için baskı yapar. Halil’in ailesi ve arkadaşları bu batağa nasıl düştüğünü soruşturup durur. Fakat bunların hiçbiri aşklarını doyasıya yaşayan Sabiha ve Halil için önemli değildir. Ta ki Müjgan ve Halil’in arkadaşları bir akşam meyhanede birlikte otururlarken Halil’in bir arkadaşı “Karısını, çocuklarını da mı hatırlamaz bu adam?” diyene kadar. Filmi izlememiş olanların sahnede Müjgan’ın yaşadığıyla aynı şaşkınlığı yaşadığını düşünüyorum. Evet, Halil aslında evlidir ve iki çocuğu vardır. Filmde bu noktaya kadar Halil’in evli olduğunu gösteren hiçbir şey görmeyiz. Meyhaneye gittikleri ilk gece arkadaşları çapkınlığa çıkarken içlerinden biri “Kalkalım, Halil yabancımız değil, başımız da bağlı değil.” dese de burada doğrudan Halil’in evli olduğunu değil, kendi çapkınlıklarının normal olduğunu belirtmek ister gibidir. Seyirci de Halil’in çapkınlıkta gözü olmayan “efendi bir erkek” olduğunu düşünmeye devam eder. Bir sonraki gün Müjgan’ın Sabiha’ya Halil’in evli olduğunu söylemesiyle filmin başından beri gülen yüzüyle, enerjisiyle, yeni aşık heyecanıyla gördüğümüz Sabiha, değişmeye başlar. Önce inanmaz, sonra bunu Halil’e sorup onu gücendiremeyeceğini düşünür. Günlerce kafasında bu şüpheyle yaşar. Halil’e sürekli ona söyleyecek bir şeyi olup olmadığını sorar, “arkadaşlarım evleniyor” diyerek konuyu evliliğe getirip Halil’in ağzını arar. Ama asla doğrudan soramaz. Evet demesinden, doğru olmasından korkar. Sabiha dengesizleşmeye, Halil’den uzaklaşmaya başlar. Halil tüm bunlara o kadar anlam veremez ki gerçekten de sakladığı bir şey yok mu diye düşünür insan. Hem içindeki şüpheyle yaşayamayan hem de, evet diyeceği korkusuyla, açıkça Halil’e evli olup olmadığını sormaktan korkan Sabiha ilişkilerinde de gel-gitli davranmaya başlar. Tüm bu belirsizlik içinde Sabiha “yüzünden” kavgaya karışıp birini bıçaklayan Halil hapse düşer. Hapse girmesinden önce yaptıkları konuşmada onu bekleyeceğini söyleyen Sabiha, çok acı çekmesine rağmen, hapiste kaldığı bir yıl boyunca Halil’i ne görmeye gider ne de mektup yazar. Hatta Halil’in ondan umudunu kesmesi için tahliye olduğu gün tekrar meyhanede çalışmaya gider. Hapisten çıkıp meyhaneye giden Halil burada kendisine önce bir yabancı gibi davranıp sonra dayanamayıp boynuna atlayan Sabiha’yı bıçaklar. Fakat polisler geldiğinde Sabiha, zaten hapisten yeni çıkmış olan Halil’i korur ve kazayla kendi kendisini bıçakladığını söyler. Sabiha’nın bu hareketi üzerine “Asıl şimdi yıktı beni.” diyen Halil; evine, karısına, çocuklarına geri döner. Bir süre hastanede kalan Sabiha ise, hastaneden çıktıktan sonra “Beni görünce gelecek, her şeyini bırakıp gelecek.” diyerek Halil’e, Kocamustafapaşa’daki manava gider. Burada manavda Halil’i karısı, çocukları ve babasıyla gören Sabiha, Halil’e görünmeden arkasını dönüp gider. Bizler de filmin son sahnesinde Sabiha’yı yaşlı gözleriyle kameraya doğru yürürken görürüz.

Hikâyeye baktığımızda klasik bir kavuşamayan Yeşilçam çifti çıkıyor karşımıza. Fakat derinden baktığımızda göreceğimiz başka şeyler var. Filmde Halil; ilk sahnede atlı sebze arabasıyla evden çıkıp hapisten çıktıktan ve Sabiha’yı bıçakladıktan sonra, son sahnelere doğru, tekrar eve dönene kadar geçen sürede evine hiç uğramaz. Halil’in karısını ilk defa Halil’in evine döndüğü bu sahnede görürüz, Zaten toplamda üç ya da dört sahnede çıkacaktır, film boyunca ismini bile duymayız. Yani filmde bazı kadınların adı yoktur. Halil’in eve döndüğü gece, aç olup olmadığı dışında hiçbir şey sormaz ve yatağını hazırlar. Buradan filmi “Halil Harikalar Diyarında” olarak, evinden ayrı geçirdiği süre boyunca Halil’in başına gelenler ve evine dönüşü olarak da okumak mümkündür. Filme babasıyla işlettiği manav dükkânında çalışan iyi aile babası olarak başlayan Halil, filmi yine bu şekilde bitirir.

Bir de Sabiha’nın yolculuğuna bakalım. Filmin başında neşesiyle gördüğümüz Sabiha, filmin sonunda karşımıza yaşlı gözleriyle çıkar. Sabiha’nın yolculuğunda önce bir aşk, sonra kandırılma hissi ve giderek neşesini yitiren, alacağı cevaptan korktuğu için evli olup olmadığını soramadığı, bütün ısrarına rağmen kendisine asla doğruyu söylemeyen bir adam için zamanla dengesizleşen, mahzunlaşan bir kadın görürüz. Halil hiç olmadık bir anda Sabiha’nın karşısına çıkmış, hayatında bir yer etmek için ısrar etmiş ve ona karşı dürüst olmadığı için Sabiha’nın neşesini çalarak kendi eski hayatına geri dönmüştür. Fakat yönetmenimiz hikâye boyunca Halil’in evli olduğu gerçeğini, karısını, çocuklarını o kadar geri planda tutar ki izleyici, Halil’i yalan söyleyen, aldatan bir insan olarak bile göremez.

Filmde yönetmen iki ana karaktere de tabiri caizse torpil geçiyor, ama Halil’e biraz daha fazla. Sabiha’ya torpil geçiyor çünkü Sabiha izlediğimiz diğer “pavyon kadınlarından” farklı. Hem anaç, hem sevgi dolu, hem erkeğine bağlı, hem aşkı için savaşıyor. İzleyenler onu bir “pavyon kadını” olarak değil, aşık bir kadın olarak görüyorlar. Fakat bu zaten olması gereken. “Pavyon kadınlarını” sürekli yuva yıkan, erkekleri sefil eden, femme fatale kadınlar olarak gördüğümüz stereotyping’di yanlış olan. Bu yüzden yönetmen burada aslında olması gerekeni yaparak küçük bir torpil geçiyor Sabiha’ya.

Buna karşın Halil ise, filmin başından beri evli bir erkek olmasına rağmen ne Sabiha ne de seyirciler filmin yarısına gelinceye kadar bunu bilmez. Hiçbir şey söylemeden karısını ve çocuklarını bırakarak başka bir kadınla, o kadına yalan söyleyerek ilişki yaşayan Halil seyircinin gözünde hep masum bir erkek olarak kalır. Sabiha’nın bütün imalarına, konuşturmaya çalışmalarına karşın Halil sessizliğini korur. Sanki sakladığı hiçbir şey yokmuş gibi davranır. Öyle ki filmin sonuna doğru Sabiha’yı bıçaklayan Halil’e seyirciler neredeyse kızamaz durumdadır. Çünkü o Sabiha uğruna hapis yatmış ve çıktıktan sonra onu yine meyhanede başka erkeklerin masasında görmüştür. Yönetmen, Halil’in evliliğini filmin yarısı boyunca gizleyerek, karısını sadece Halil eve döndüğünde göstererek evli bir erkek olan Halil’i seyirci gözünde masumlaştırır. Yani yönetmen, toplumun erkeğe zaten hak olarak gördüğü çapkınlık, namus uğruna cinayet gibi “erkeklikleri” izleyenlerin gözünde meşrulaştırmaya çalışır ve büyük bir torpil geçer Halil’e.

Bunun yanında Halil’in evinden ayrı geçirdiği bu sürede çaldığı bir şey vardır: Sabiha’nın neşesi. Yukarıda Sabiha’yı filmde ilk ve son kez gördüğümüz sahnelerin görsellerine bakacak olursak, ilkinde tüm enerjisiyle, kocaman gülümsemesiyle Halil’den önceki Sabiha’yı, diğerinde evli olduğunu saklayarak Sabiha ile yaşadığı ilişki sonucunda yine evine dönen Halil sonrası Sabiha’yı görüyoruz; neşesi çalınmış ve gözü yaşlı. Kendi hâlinde, tüm neşesiyle hayatına devam eden kadınların hayatına ısrar üstüne girerek onların neşelerini çalan erkekler ise bildiğimiz bir hikâye, en ünlüleri de İlyas ve Behlül. Sabiha tüm neşesini, ondan evli olduğunu öğrendiği için uzaklaştığını bile bilmeyen bir adam için, Halil için yitirdi. Halil Sabiha’nın onun evli olduğunu öğrendiğini bile hiç bilmedi. Halil hiçbir şey olmamış gibi evine, ailesine geri dönerken Sabiha neşesini yitirdi. Yani kader değildi onların arasına giren. Ne evliliğinin ne de Sabiha ile yaşadığı ilişkinin sorumluluğunu alan, dürüst olmayan Halil’di.

Yetmeyen sevgi değildi, fazla gelen erkeklikti.

Sevgiyi boş ver Sabiha, neşemiz eksik kalmasın!

[1] Firdevs Yöreoğlu’na saygılarımızla

Görsel: Vesikalı Yarim

Sevgiyi Boş Ver Sabiha, Neşemiz Eksik Kalmasın!&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: