Eleştirel Bakış

Sessiz Emek

Artık uşaklar başlarını kaldıracaklardı. Merdivenlerin altında dedikodular başlamıştı bile. Şimdi kaba, morali bozuk ve (bir hizmetçinin bir centilmene tokat atması nedeniyle) daha küstah olan uşaklar efendileriyle alay etmeye başlamışlardı; bayağı eleştiriler dalgası yükseliyordu.
-WITOLD GOMBROWICZ, Ferdydurke 

                                         

Güçlü kadın imgesi evrensel olarak zihinlere kamusal alanda kendini var edebilmiş, ekonomik özgürlüğe ve iyi bir mesleğe sahip bir kadın olarak kazınmıştır. Doğal olarak özgürleşmenin yolu da özel alanın sınırlarından sıyrılıp kamusal olanla etkileşim içinde bulunmaktan geçmektedir. 

Oysa kadınların büyük bir çoğunluğu “dışarı”nın özgürlüğünden mahrum bir şekilde kendi özel kabuklarında, yani evlerinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Maddi olarak bir karşılık görmeyen ev içindeki emekleri ve dolayısıyla bizzat kendileri önemsenmemekte, değersizleştirilmektedir.

Değer görmeyen emekleri “sevgi” karşılığında harcandığı için ne mesaisi vardır ne de tatili. Bu nedenle boş zaman kavramı gündelik yaşamları içinde bir anlam taşımamaktadır. Zira yapılan işler tam da gündelik yaşamın devamına yöneliktir. Ev işlerine “ara” verdikleri zamanlarda dikiş dikmek, çamaşırları yerleştirmek, örgü örmek gibi meşguliyetlerle de dinlenmeye çalışmaktadırlar.

“Ev işlerine ayrılan zaman dilimi günlük yaşamın başka faaliyetlerine ayrılan zaman diliminden farklılaşmadığı gibi, farklı farklı ev işleri de birbirinden kolayca ayrılmaz: Bir dizi iş, iç içe geçmiş, üst üste binmiş, birbiriyle parça parça eklemlenmiştir. Üstelik bu işlerin nasıl sıralanacağı, hangilerinin nereden bölünüp neyle iç içe geçeceği, ev kadınının kendi seçiminden çok evin diğer fertlerinin, kocanın ve çocukların ihtiyaçlarına göre belirlenir. Örneğin, dar anlamda ev işleri daha çok, ev kadınının evde yalnız olduğu zamanlarda yapılırken, manevi-duygusal-ilişkisel emek, tanımı gereği, kocanın ve çocukların evde oldukları süre içinde ev kadınının da evde bulunmasını zorunlu kılar ve merkezi konuma yerleşir.”

“…Çocukları yedirip-giydirip okula-kreşe yuvaya koşturmaya, pazarda-markette itiş kakış alışveriş yapmaya, kocanın çamaşırlarını yıkayıp ütülemeye, evdeki herkesin arkasından döküntülerini toplayıp yemeklerini hazırlamaya, hastalandıklarında hastabakıcılık etmenin” kadınların kendileri de dahil bir çalışma olduğu kimsenin aklına gelmez. Uğraşıp duruyoruz’dur bunların adı.

Yıllarca yaptığım sözlü tarih görüşmelerindeki gözlemlerim de bunu doğrular niteliktedir. Görüşme öncesinde hep bir tedirginlik ve şüphe ile karşılaşırım: “Benim anlatacaklarımın ne önemi var ki? Hem ne anlatabilirim ben hiç çalışmadım ki! Önemli şeyler yaşamadım ben hiç!” Kendi kişisel ve aile tarihlerinde önemli anlatılar barındıran kadınlar yaşamlarının; tarihin bir parçası olamayacak kadar sıradan, önemsiz olduğu konusunda o denli iyi ikna edilmişlerdir ki, onları bunun tersine inandırmak çoğu zaman kolay olmaz.

Bu öyle bir iknadır ki “…kadınların ev içinde yaptıkları işler hep bir sevgi peçesi taşır. En sevdikleri, en yakınları için yapılan şeylerdir bunlar. Hatta sevginin, şefkatin kanıtı gibi algılanırlar. Öyleyse sözü bile edilmemelidir. İnsanın kocasına yemek hazırlaması, çamaşırlarını yıkayıp ütülemesi çalışmak mı olurmuş ki; temizleyici dükkânı değil ya burası! Evet tam da temizleyici dükkânı, hazır yemek fabrikası, ya da lokanta olmadığı için; kadın bu işleri yabancı bir patron hesabına bir ücret karşılığında değil de, sevgili kocasına boğaz tokluğuna yaptığı için, ‘çalışmak’ denmez bu bitmek tükenmek bilmeyen işlere. Kendini tüketene kadar didinmenin çalışmak değil, sevgi-şefkat ifadesi olduğu tek yer evlerin içidir. Üstelik öyle bir didinmedir ki bu, ne gün doğumundan gün batımına sığar, ne mesaisi vardır. Sabahın köründe başlar, bütün gün sürer, gece uykuları böler…”   

Kadınların, doğrudan bir karşılığını alamadıkları ev-içi bakım emeklerinin, mevcut ilişkilerin devamını sağlamaya hizmet edecek şekilde kendileri arasında bir rekabet ilişkisi halinde görüldüğü de söylenebilir.

  Son zamanlarda televizyonlarda sıkça karşılaştığımız “kadın programlarında” da kadınların birbirlerini bu olgu üzerinden (yemek, temizlik vb. beceriler) değerlendirdikleri, eleştirdikleri, puan verdikleri görülmektedir. 

Diğer yandan, bu bir direniş potansiyelini de barındırmaktadır. Söz konusu potansiyelin açığa çıkması ancak onların kendilerini uğraşan biri olarak değil, çalışan biri olarak tanımlamasıyla mümkündür. İnsanlık tarihinde çok eskilere dayanan bu konu hâlâ günümüzde güncelliğini koruduğu içindir ki ev içi emeğin değeri tartışmasızdır. Yeniden üretimin sessiz kahramanları, özel alan içine hapsedilmiş olan kadınların her ne kadar emeği görülmemeye, değersizleştirilmeye çalışılsa da kamusal alandan ötelense de kadınlar farkındalıkları arttıkça, kendi direnişini yine kendi emeği üzerinden yaratmakta, varoluşunu yine bu kurgu üzerinden gerçekleştirmektedir.  

1 Gülnur Acar-Savran, Beden Emek Tarih Diyalektik Bir Feminizm İçin, Kanat Kitap, İst., 2004

2 Gülnur Acar-Savran, a.g.e.

Kapak Görseli: Nurhayat Varol         

Sessiz Emek&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: