Sevgili Günlük

Gülnur’un Mutfağı

“Kadınlarımızın en büyük sorunu şiddet. Bu sorunu engellemek için canla başla çalışıyoruz. Kadın anadır, kadın topraktır, kadın…” Cılız bir vızıltı ile kapanan televizyon sayesinde adamın ağzına lafları sokuşturdu Gülnur. Evin içerisinde yalan, yalan! diye feryat edesi geldi ama arka odada uyuyan kızı aklına geldi, sustu.

Hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeğini hazırlamaya koyuldu. Süleyman eve gelir de yemeği hazır bulamazsa vay haline. Soğanları rendeledi. Süleyman pişmiş dahi olsa ağzına soğan gelmesinden hiç hoşlanmazdı. Gerçi kendi dili rende gibiydi, Gülnur’u lafları ile pare pare eder, ruhu bile duymazdı. Soğan mı yaşartmıştı gözlerini, yoksa ince ince ağlıyor muydu? Yok canım! Hem soğan yüzünden ağlar mıymış insan? Onca acıya ağlamayan insanoğlu bir soğanın ardından ağlayacak değildi ya! Sahi ya televizyondaki doktor soğan doğrarken gözün kendisini savunmak için yaşardığını söylemişti. E o zaman insan ağlayınca gözler, doğranan ruhu mu savunuyordu? Gözleri soğanın acısından mı yoksa ruhunun acısından mı kendini savunuyordu bilinmez, ocağın ateşini harladı. 

Harlayan ateşe takıldı düşleri… Ne zamandır eline bir kitap dahi alamamıştı Gülnur. Süleyman’la evliliklerinin ilk yılında eline geçen kitabı okurken, kocası ona boş işler müdiresi demişti. (Gerzeğe bak! Müdür, müdire ayrımını da biliyor!) 

Biberleri ince ince kıymaya başladı. Sahi nasıl da kıymıştı Süleyman ona… Önce hayallerini rendeledi, sonra da umutlarını kıydı bir güzel. Annesi ona öğretmişti, “yemek yaparken önce soğanları at ki tencereye, diri kalmasınlar” demişti. 

Sahi Süleyman, sen önce hayallerimi mi attın tencereye yoksa umutlarımı mı? (Hayır diri kalırsa sen yemezsin de ondan…)

Kapak Görseli: Dilek Metin Sert

Gülnur’un Mutfağı&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: