Film İncelemeleri

Bir Hayalet Filmi Olarak Köksüz

UYARI: Bu yazı filme dair bazı sürprizli öğeleri içermektedir.

 

Köksüz, Deniz Akçay Katıksız’ın yazıp yönettiği 2013 tarihli bir sinema filmi. Sarsıcı anlatımıyla ve aldığı ödüllerle[1] dikkat çeken bir ilk film. Seyrederken özellikle oyunculuklardaki samimiyet[2] ve filmin yas gibi zor bir duyguyu ele alış şekli oldukça etkileyici. Film feminizmler içinde çokça tartışması yürütülen aile kavramına getirdiği bakışla bir yakın okumayı hak ediyor. Bu yazıda ailenin toplumsal cinsiyet tartışmaları içinde nerede durduğuna kısaca bir değinmek ve filmin bu perspektifle genel bir değerlendirmesini yapmak okuyucuya filmi tanıtmak açısından uygun olacaktır diye düşündüm. Aile üzerine tartışmalar oldukça kapsamlı ve katmanlı olması bakımından kısa bir değerlendirme çalışmasına sığdırmak imkânsız olsa da, film okumasında kolaylık sağlayabileceği düzeyde burada yer vermeyi amaçladım.

Feminizmlerin demir leblebilerinden, bkz. Aile

Toplumsal hayatı, özel alan ve kamusal alan olarak yapay bir şekilde ikiye ayıran düşünce üzerinden değerlendirdiğimizde, özel alanın kadına özgülendiği ve kadınların, özel alana ait işler ve değerlerle birlikte önemsizleştirildiği ve değersizleştirildiği yaygın bir bilgidir (Bryson, 2019, s. 259). Cinsiyetler arası eşitsiz toplumsal cinsiyet pratiklerini oluşturmaya yönelik pek çok baskı mekanizmasının bu özel alanda, aile ideolojisi ile pekiştirildiğini, çocuklar yetiştirilirken tekrarlanıp yetişmekte olan bireyler tarafından içselleştirildiğini söyleyebiliriz. Kamusal alanın da yine özel alanda öğrenilen bilgiler üzerinden tekinsizleştirildiğini ve şiddet katmanlarının aile içinde üretildiğini öne süren pek çok feminist teorisyen de mevcut.

Tek bir aile kavramı olmamakla birlikte, günümüzde yaygın ve norm kabul edilen çekirdek ailedir (Zinn, 2000, s. 44; Gittins, 2011, s. 15). Birliktelikleri devlet kurumlarınca resmileşmiş bir kadın ve bir erkeğin aynı çatı altında kurdukları ve özellikle bu heteronormatif çiftin birlikteliklerinden olan çocuklarını da içeren mikro topluluktur çekirdek aile. Bu heteronormatif aile biçimi toplumsallaşmanın en önemli yapı taşı olarak idealize edilir, milliyetçilik ve ulus devlet fikri bakımından da nüfus politikaları bağlamında özel bir önemi vardır (Şenel, 2014, s. 35). Günümüzde çekirdek ailenin bileşenlerinde değişiklikler olagelmekte ve eşcinsel evlilik, seküler çok eşlilik gibi tartışmalar göze çarpmaktadır.

Feminist mücadelenin ikinci kuşak özneleri, ataerkinin analizinde aileye büyük önem vermişlerdir. Kate Millett ataerkinin temel kurumunun aile olduğunu tespit eder (Millett, 2011, s. 60) Paterfamilias fikri, yani ailenin babasının diğer aile üyeleri üzerindeki tam otoritesi 18. yüzyıla kadar hâkimiyetini sürdürmüştür (Gittins, 2011, p. 52). Feminizme dair fikirler ilk ortaya atıldığından günümüze kadar geçen sürede baba otoritesi ideolojisi zayıflamış olsa da halen kimi zaman kendisi fiziken, kimi zaman da hayaleti bu filmde de görüleceği gibi fikren, gündelik ve psikanalitik süreçlerde güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Bugün namus baskısı, babanın cinsel istismarı, babanın şiddeti sona ermemiş, feminist hareketin kararlı mücadelesi sayesinde yaygınlığı bir nebze daralmış, eski zamanlara oranla daha çok görünür ve üzerine konuşulur olmuştur.

Ataerkil normların ve geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında ilk karşılaşılan okul, erkeklerin iktidarının şiddet ve kadınların karşılıksız emeğinin sömürüsü yoluyla pekiştiği eril bir mevzii ve toplumsal cinsiyet rollerinin kalıba döküldüğü bir fabrika diyebiliriz aile için. Ancak bütün bunların yanında aile aynı anda sevgi ve şefkat gibi olumlu duyguları da içinde barındırması bakımından ve “ırksal, etnik ve sınıfa dayalı ayrımcılık ve sömürüde bir dayanışma alanı” (Özgün, 2020, s. 531) olmasıyla feministler için en içinden çıkılmaz konulardan biridir. Aileyi tamamen ortadan kaldırılması gereken bir kurum olarak görenlerin yanı sıra dönüştürülmesi ve demokratikleşmesi gereken bir dayanışma birimi olarak gören feministler de var (Zinn, 2000, s. 47-49; Bryson, 2019, s. 297-299). Bu bakımda Köksüz filmi bu iki görüşü de rahatlıkla takip edebileceğimiz bir aile filmi.

Bakalım bu kimin hayaleti: Ataerki

Köksüz filminde eşi ölmüş bir anne olan Nurcan’ın, üç çocuğuyla birlikte hikayeleştirildiği bir yaşam kesiti görmekteyiz. Evin annesi temizlik takıntısıyla ön plana çıkarılırken, çocuklardan en büyüğü olan Feride’nin evin geçimini sağlamakla yükümlü olduğuna şahit oluyoruz. Nerede bu ismi görsem Reşat Nuri Gültekin’in Çalıkuşu isimli romanı gelir aklıma. Nasıl ki Çalıkuşu idealist öğretmen haliyle Türkiye modernleşmesinin yükünü omuzlarında hissettiyse, bu filmde de Feride ailenin yükünü omuzlarında hissediyor. Ortanca çocuk olan evin tek oğlu İlker, ergenlik aşırılıklarıyla evdeki kendinden yaşlı kadınları çileden çıkarıyor. Evin en küçük çocuğu Özge ise ihtiyaçları ve beklentileri karşılanmayan kalbi kırık bir kız çocuğu olarak tasvir edilmiş. Kendine ait bir evi olan Anneanne, torunlarının ihtiyaçlarına destek olmaya çalışırken kızı ile kurduğu ilişkide hem kollayıcı, hem de otoriter. Her bir büyük kadın, kendinden sonra gelen kadın için ataerkinin polisliğini yapıyor. Evdeki rol karmaşası o kadar içinden çıkılmaz halde ki, hiç kimse kendi sakinliğini koruyamıyor ve hatta kendi hayatlarını sabote etmek için birbiriyle yarışır haldeler. Babanın ölümüyle oluşan otorite boşluğunu kontrol etme çabası, yası sağlıklı bir şekilde yaşayamamaya neden olmuş.

Filmde göze çarpan konulardan biri Feride’nin evdeki tek çalışan insan olarak aile reisliğini uygulamada kazanmış olması. Ancak babanın ölümü ardından sembolik olarak bu rolün esas sahibi anne. Bu nedenle anne-kız arasındaki gerilim Feride’nin evlenme kararıyla doruk noktaya çıkıyor. Bir defa eşini kaybetmiş olan Nurcan, bunu ikinci kez yaşamak istemiyor olacak ki kızını sürekli bu evlilikten vazgeçirmeye çalıştığı gibi müstakbel damadına dahi kötülüyor. Diğer göze çarpan konu İlker’in arkadaşının annesiyle yaşadığı yatak ilişkisinin aslında bir erkeklik ve otorite yarışının bir parçası olması. Arzudan değil, bu riskli davranışın babanın kaybı ile bahşedemiyor olmaktan kaynaklandığı pek çok sahnede ustalıkla verilmiş. Hem seks sahnelerindeki mekanikliği, hem teselliyi Anneannesi’nde aramasında bu baş edemeyişine tanık olduğumuz İlker’in yoldan geçen bir arabanın arkasından “baba” diye koşması da kaybın yüreğimizi burkan o çaresizliğine bizi şahit kılıyor. Babanın boşluğunu kendi doldurmak istiyor İlker. Bunu evdeki kadınların otoritesini aşarak yapamadığı için makamına erişemediği babalığı arkadaşının annesiyle yatmakla tamamlamaya çalışıyor. İlker’in aşırılıkları “mutlak otoritenin kılavuzluğundan yoksun kalan oğulun kendini ve bütün evi yıkıma sürüklemesinin hikâyeleri” (Jale Parla’dan aktaran Özkan Kerestecioğlu, 2014, p. 12) haline dönüşmeden neyse ki Feride, baba otoritesi rolüyle devreye girerek aynen bir babaya görev atanan şiddet edimini “beklenen” şekilde[3] İlker’i tartaklayarak uyguluyor. Bu sahnede Feride’nin çaresizce “yardım et” deyişi çok sarsıcı bir çırpınıştı kanımca. Bunca çaresiz duyguyu bir hayat yoldaşı ile hafifletmek arzusu, evlilik bir yanılsama da olsa Feride için, tıpkı gerçek hayatta pek çok kişi için olduğu gibi bir çıkış. Esasen anne-kız arasındaki çekişme olarak örülen, esasen ataerkinin dinamiği olarak yürüyen çatışmanın kurtuluşu için bir “yalancı” sığınak. Bütün bunların yanında evin en küçük çocuğu Özge’nin kendini kanata kanata varlığını hatırlatma çabasına kendince kardeşi İlker destek çıksa da, o görünmez bir kız çocuğu olarak kalmaya devam edecek muhtemelen. Ailedeki her bir ferdin yasın bile cinsiyetlendirilmiş oluşuyla kendine yabancılaşmış oluşu bu filmin en çarpıcı özelliği diyebiliriz.

Asıl soru Baba yaşasaydı bu ev nasıl bir yer olurdu? Deniz Akçay Katıksız ile Altyazı Dergisi’nde yapılan röportajda (2013), filmin “babanın iktidarını olumlayan bir film” olarak algılanarak eleştirildiğine yer verilmiş. Oysa yönetmen “hikâyede anne kız çatışmasını anlatmak için bir astar olarak, kendi bildiğim evren olan ‘babanın yokluğu’ evrenini kullandım” diyerek, filmin aslında onun murat etmediği bir yoruma açık hale geldiğini ifade ediyor. Anne-kız arasındaki kendi değimiyle var olan patolojiye dikkat çekmek istemiş. Bu patolojinin adını koyarsak, kanımca onun adına gönül rahatlığı ile “ataerki” diyebiliriz.

Bitirirken

Aile, bir topluluğa ait olma ihtiyacımızı besleyen bir yer olarak idealize edilmiş olsa da ataerkil normların inşa edildiği, bu normların kalıplarına uydurulmaya çalışılırken örselendiğimiz bir mutsuzluk yuvası olageldi. Filminin adından da anlaşıldığı gibi esas derdi, bir yere kök salamama, kendini o yere ait hissetmeme, o yeri bir türlü kendi dilediği yer haline getirememe duygusu. Bunun nedenini de babanın varlığı ile değil de yokluğu ile aynı etkiyi yaratarak göstermesi, bu duygunun kökeninin ataerkil ideolojide yattığını görünürleştirmesi bakımından bir anlatım ustalığı olmuş bence.

Kapak Görseli: Köksüz Film Afişi

KAYNAKÇA

Akçay Katıksız, D. (2013) ‘Deniz Akçay Katıksız ile “Köksüz” Üzerine -’. Erişim adresi: https://altyazi.net/soylesiler/deniz-akcay-katiksiz-ile-koksuz-uzerine/ (Erişim tarihi: 24 Mayıs 2021).

Bryson, V. (2019) Feminist Politika Teorisi. 1. Baskı. Ankara: Phoenix Yayınevi.

Gittins, D. (2011) Aile Sorgulanıyor. 2. Baskı. İstanbul: Pencere Yayınları.

Millett, K. (2011) Cinsel Politika. 3. Baskı. İstanbul: Payel Yayınevi.

Özgün, Y. (2020) ‘Feminizm ve Aile Tartışmaları: Teori- Politika- Pratik İlişkisi ve Çelişkileri’, Feminizm içinde. Ed. Saygılıgil, F.- Berber, N., 1. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları (Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce- Cilt 10), ss. 530–548.

Özkan Kerestecioğlu, İ. (2014) ‘Mahremiyetin Fethi: İdeal Aile Kurgularından İdeal Aile Politikalarına’, ‘İdeal Aile’ Algısı Nasıl Oluşuyor? Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün Mü? içinde, İstanbul: Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, ss. 10–21.

Şenel, B. (2014) ‘Heteronormatif Aile: “Sıcak Aile Yuvası” Hiç de Sıcak Değil’, KAOS GL, ss. 35–39.

Zinn, M. B. (2000) ‘Feminism and Family Studies for a New Century’, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 571, ss. 42–56. Erişim adresi: https://www.jstor.org/stable/1049133 (Erişim tarihi: 2 Ocak 2021).

[1]* Bu çalışma Off University kapsamında 2020-2021 akademik yılı sonbahar döneminde yürütülen Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet dersi kapsamında 02.01.2021 tarihinde hazırlanmış, Fe Hali için 24.05.2021 tarihinde yeniden gözden geçirilmiştir. Çalışmanın ilk halini değerlendirerek yayınlanması için cesaret veren özelde Yasemin Özgün’e, bunun yanında dersin bütün yürütücü ve katılımcılarına teşekkürlerimi sunarım.

** Kamu hukuku alanında doktor adayı ve oyun yazarı, https://easeran.wordpress.com.

[2] Deniz Akçay Katıksız’ın yönetmen ve senarist olarak aldığı ödüller: Altın Koza Yılmaz Güney Özel Ödülü, 32. İstanbul Film Festivali Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, 47. SİYAD En İyi Senaryo Ödülü.

[3] Köksüz filmindeki rolleriyle Ahu Türkpençe, Lale Başar, Savaş Alp Başar ve Melis Ebeler de yerli festivallerde ödüller almışlar. Bana kalırsa Anneanne rolünü oynayan Hatice Lütfiye Dinçer de çok başarılıydı..

[4] Şu tespiti tekrarlamakta fayda var, şiddet tehdidi aileye içkindir (Özgün, 2020, s. 538-539).

Bir Hayalet Filmi Olarak Köksüz&rdquo için 1 yorum

  1. Pingback: Pandora’nın Gölgesi 1 - Fe Hâli

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: