Eleştirel Bakış

Akademisyen Kadınlar Ne İş Yapar?

Başlıkta geçen soru anlamsız hatta cinsiyetçi (ki öyle) görünse de, kişisel deneyimimden ve çevremdeki kadın akademisyenlerin deneyimlerinden yola çıkarak üstüne konuşulması gereken bir mevzu olduğu inancındayım. Aslında bu soru bizlere “ne işin var ki?” tavrıyla sıkça sorulmakta. Çocuk büyütme, ev işleri gibi tüm sorumlulukların tam bir şekilde yüklenilmesi gerektiğini ima eden bir soru bu. Düzenli bir mesainin olmaması, ders vermek dışında bir zorunluluğun olmadığının düşünülmesi ve akademik çalışma yapmanın kadınlar söz konusu olduğunda öncelikli bir iş olmadığı yönündeki inançlarla beslenmesi bu imanın zeminini oluşturmakta. Üniversitede araştırma görevlisi olduğum ve aynı zamanda doktora yaptığım bir dönemde çocuk yapmaya karar verdiğimde daha da yükselen ve hala bitmeyen bir soru bu benim için. Çevremdeki herkes “çok iyi bir zamanlama, hem rahatsın, çocuğunla ilgilenebilirsin, düzenli bir mesain yok” derken, üniversitedeki hocam “tez aşamasına geçtin, şimdi doğru zaman olduğuna emin misin” demişti. Planım çocuğun ilk 6 ayında yanında olmak, sonra bir bakıcı tutmak ve tezime, işime dönmekti. Sonra iki yıl boyunca evde çocuğa baktığım, tezime bir saat ayıramadığım bir süreç yaşandı. Bu süreç kendimi suçlu hissettirildiğim (çalışmalarıma dönmek istediğim için) ve kendimi suçlu hissettiğim (hem tezi yazamadığım hem de bunun gerginliğini çocuğuma yansıtıyor muyum korkusuyla) anlarla dolu. Bebek doğduktan sonra, tamamen benim sorumluluğumda (ama babası da bazı geceler kalktı, ah ne fedakarlık!) olduğu için bakıcı fikri herkese saçma geldi, hem maddi açıdan hem de annesi dururken ve yapacak bir işi yokken neden çocuk “anne sevgisinden” mahrum kalsın ki. İki yıl sonra hikayenin değişmesinin sebebi görevlendirmemin bitmesi ve esas kadromun olduğu üniversiteye dönmem ve orda bölüm başkanının mesai zorunluluğu getirmesiydi. Çevremdeki herkesin dengesi bozuldu, ben işe giden, bir yandan süresi dolacağı için doktora tezini yazan, çalışan biri olunca, anneliğimin sorguya çekildiği çok tartışma yaşadım. Neyse ki biraz daha güçlü hissediyordum ve kendim için bunu yapmam gerektiği fikrine daha sıkı tutunabiliyordum. Tezin son aşamalarında danışman hocam emekli olacağı için elimi çabuk tutmam gerektiği gerçeğiyle yüzleştiğim ve hafta sonları bile (!) ders çalıştığım birkaç aylık bir dönem oldu. Etrafımdaki herkesin ofladığı, ne zaman bitecek, bugün kaç sayfa yazdın, ne kadar kaldı, bi bitse de kurtulsak baskılarıyla ve tezden arta kalan tüm zamanı kendime bir dakika ayırmadan (çünkü çalışmak kendim için olan bir şeydi ve rahatlamaya ihtiyacım olmamalıydı) çocuğa ayırdığım, yine yeterli miyim diye çokça sancı çekti(rildi)ğim, “çocuğun bugünleri bir daha gelmez” lafını sıklıkla duyduğum günlerin sonucunda tezimi teslim ettim. Herkes hayatımdaki bu geçici sürenin sonuna geldiğimi düşünerek derin bir oh çekti, artık bir işim kalmamıştı. Ders vermeye başlamam ilk can sıkıcı şey olsa da, esas “tez bitse de ben hep bir şeyler araştıracağım, yazıp çizeceğim, okuyacağım bu benim mesleğim” cümlelerini duymak kimsenin hoşuna gitmemişti. Ama rahatsın, mesain yok, evinin işlerini, çocuğunun bakımını yapıp yine çalışabilirsin, yazın da boşsunuz siz… Yanlış anlaşılmasın bunları düşünenler, diyenler para kazanmam taraftarı, işin kurnazlığı böylesine rahat, her şeyi bir arada yürütebilerek para kazanmak, böyle işe can kurban! Bu işin bir diğer açmazı bu dengenin iş lehine bozulması durumunda (onların ideali içinde), kariyer hırslarına kapılmak, unvan peşinde koşmak gibi kadınlar için “elzem” olmayan bir tür işini ve ürettiklerini değersizleştirme reflekslerinin devreye girmesi. Burada sadece kariyer peşinde koşan kadın nitelendirmesinin olumsuz içerikleri değil, bunun yanı sıra mesleğin içeriğinden gelen bir aşağılamanın da devreye girdiği görülmeli; bilimsel, düşünümsel alanda kadınların ne işi var!

Peki akademisyen kadınlar ne iş yapar? Merak etmeyin akademisyenliğin iş tanımını yazmayacağım, görünen o ki toplumdaki algısıyla sınırları tüm iş, emek, bakım pratiklerine kadar genişlemiş, esnek çalışmayı tam olarak örneklediği düşünülen bir meslek. Bu beklentiler kadınların istihdamı söz konusu olduğunda hep var elbette, hepimizi farklı derecelerde etkiliyor,  ortaklığımız görünmeyen emeğin görünür biçimde kadınlara yüklenmesi. Kadın istihdamının içine bir de esneklik girince iktidarın, toplumun daha kolayca sömürü mekanizmalarını devreye sokması mümkün oluyor. Akademisyenlik de sömürüye karşı yazdıkça, algılanışıyla sizi sömüren bir meslek haline geliyor. Bana çoğu zaman keşke tam zamanlı işe gidip gelmek zorunda olduğum, evden çalışamayacağım, eve geldiğimde işten sıyrıldığım, ne iş yaptığımı kimse tam olarak bilmese de çalışıyor sayıldığım bir işim olsaydı dedirten meslek. Oysa bana bunu mesleğim değil, toplum söyletiyor, okumayı, yazmayı, araştırmayı, öğrendiklerimi aktarmayı, öğrenmeye devam etmeyi, toplumsal, politik tüm süreçlere ilgili ve eleştirel olmayı çok seviyorum. Ve ne iş mi yapıyorum; bizlere dediğiniz her şeyi sorgulayıp, bozup, eğip, büküp, farklı biçimlerde performe etmeye çalışıyorum. Bu da hiç azımsanacak şey değil! 

Kapak Görseli: Edouard Vuillard

Akademisyen Kadınlar Ne İş Yapar?&rdquo için 1 yorum

  1. Kadriye Çınlar

    Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Font Resize
Kontrast Modu
%d blogcu bunu beğendi: